İçeriğe geç
✦ القرآن الكريم

Türkçe anlam çevirisi — سورة الأنبياء

۞ Metni oku
۞

سورة الأنبياء

رقم السورة: 21 · 112 آية

Verse 1

İnsanların hesap günü yaklaştı da hala onlar gaflet içinde, yüz çevirmedeler. ﴿1﴾

Verse 2

Rablerinden, Kur'an'a ait yeni bir ayet geldi mi onu alaya alarak dinlerler, oyun sanırlar. ﴿2﴾

Verse 3

Kalpleri de oyuna dalmıştır da o zalimler, fısıltıyla konuşarak bu da sizin gibi bir insandan başka bir mahluk mu ki, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız derler. ﴿3﴾

Verse 4

Peygamber de, Rabbim der, gökte söylenen sözü de bilir, yeryüzünde söyleneni de ve odur duyan, bilen. ﴿4﴾

Verse 5

Hatta derler ki: Bu sözler, saçmasapan rüyadan ibaret, belki de kendisi uyduruyor bunları, hatta o, bir şair. Değilse neden evvelkilere gönderildiği gibi bize bir mucize gösteremiyor? ﴿5﴾

Verse 6

Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir halkı inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar? ﴿6﴾

Verse 7

Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erleri göndermiştik insanlara, bilmiyorsanız sorun kitap ehlinin bilginlerine. ﴿7﴾

Verse 8

Ve onları yemek yemeyen bir kalıp olarak yaratmamıştık ve onlar, ebedi de değillerdi. ﴿8﴾

Verse 9

Sonra vaadimizi gerçekleştirmiştik onlara da onları da kurtarmıştık, dilediklerimizi de ve imansızlıkta ileri gidenleri helak etmiştik. ﴿9﴾

Verse 10

Sonra size bir kitap indirdik ki o kitapta şerefiniz, yüceliğiniz anılmadadır, hala mı akıl etmezsiniz? ﴿10﴾

Verse 11

Zulmeden nice şehirleri helak ettik de ondan sonra diğer toplulukları yarattık. ﴿11﴾

Verse 12

Azabımızı hissettiler mi hemen kaçmaya başlıyorlardı ondan. ﴿12﴾

Verse 13

Kaçmayın, dönün sahip olduğunuz mallara, nimetlere ve evlere; çünkü sorguya çekileceksiniz. ﴿13﴾

Verse 14

Yazıklar olsun bize derler, gerçekten de zulmetmiştik biz. ﴿14﴾

Verse 15

Onları kesilmiş bir ot, ateşi yanıp bitmiş bir kül yığını haline getirinciye dek sözleri, ancak budur işte. ﴿15﴾

Verse 16

Ve biz, göğü, yeryüzünü ve ikisinin arasında olanları, bir eğlence diye yaratmadık. ﴿16﴾

Verse 17

Eğlence için bir kadın edinmek isteseydik kendi katımızdakilerden edinirdik, fakat biz, böyle bir şey yapmayız. ﴿17﴾

Verse 18

Biz, gerçeği, aslı olmayan şeye karşı izhar ederiz de onu tamamıyla iptal ederiz ve batıl, helak olup gider o zaman. Ona isnad ettiğiniz şeylerden dolayı yazıklar olsun size. ﴿18﴾

Verse 19

Ve onundur ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve onun katındakiler, ona kulluk etmekten çekinip ululanmadıkları gibi yorulmazlar, bıkmazlar da. ﴿19﴾

Verse 20

Hiç durmadan gecegündüz onu noksan sıfatlardan tenzih ederler. ﴿20﴾

Verse 21

Yoksa onlar, yeryüzünde, ölüleri diriltecek mabutları mı edindiler? ﴿21﴾

Verse 22

Gökte ve yerde, Allah'tan başka bir mabut daha olsaydı gök de bozulup mahvolurdu, yer de. Şüphe yok ki arşın Rabbi Allah, onların söyledikleri şeylerden yücedir, münezzehtir. ﴿22﴾

Verse 23

Yaptığından sorulmaz ona, fakat onlardır sorumlu olanlar, sorguya çekilenler. ﴿23﴾

Verse 24

Ondan başka bir mabut mu kabul ettiler? De ki: Getirin delilinizi öyleyse. İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitapları. Hayır, onların çoğu, gerçeği bilmiyorlar ve bundan dolayı da yüz çeviriyorlar. ﴿24﴾

Verse 25

Ve senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, benden başka yoktur tapacak, bana kulluk edin ancak diye vahyetmeyelim. ﴿25﴾

Verse 26

Derler ki: Rahman, kendisine evlat edinmiştir, haşa, yücedir, münezzehtir bundan, onlar, kadirleri yüceltilmiş kullardır. ﴿26﴾

Verse 27

Onların sözleri, hep onun emrine uygundur ve onlar, daima onun emrini yerine getirirler. ﴿27﴾

Verse 28

O bilir, onların önlerinde ve artlarında ne varsa ve Tanrı rızasına mazhar olandan başkasına şefaat de edemezler ve onlar, onun korkusundan ürkerler. ﴿28﴾

Verse 29

Onlardan kim, ben de ondan ayrı bir mabudum derse onu cehennemle cezalandırırız; zalimleri böyle cezalandırırız biz. ﴿29﴾

Verse 30

Kafir olanlar görmezler mi ki gerçekten de göklerle yer birdi de biz onları ayırdık ve her şeyi, sudan yarattık, hala mı inanmazlar? ﴿30﴾

Verse 31

İnsanlarla beraber çalkalanmasın diye yeryüzünde metin dağlar yarattık ve yollarını bulsunlar, maksatlarına ersinler diye de orada geniş yollar açtık. ﴿31﴾

Verse 32

Gökyüzünü, korunmakta olan bir tavan yaptık, onlarsa hala delillerinden yüz çevirmedeler. ﴿32﴾

Verse 33

O, öyle bir mabut ki geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratmıştır, hepsi de gökte yüzüp durmada. ﴿33﴾

Verse 34

Senden önce de ebedi olarak yaşayacak hiçbir insan yaratmadık; sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? ﴿34﴾

Verse 35

Herkes, ölümü tadacak ve sizi, bir sınama olarak hayırla, şerle de denemedeyiz ve dönüp tapımıza geleceksiniz. ﴿35﴾

Verse 36

Kafir olanlar, seni görünce ancak alaya alırlar, bu mudur derler, mabutlarınızı anan, halbuki onlar rahmanı anmayı inkar ederler. ﴿36﴾

Verse 37

İnsan, pek aceleci yaratılmıştır; delillerimi yakında göstereceğim size, acele etmeyin. ﴿37﴾

Verse 38

Doğru söylüyorsanız derler, ne zaman yerine gelecek vaadiniz? ﴿38﴾

Verse 39

Bir bilselerdi kafir olanlar önlerinden, artlarından kendilerini saran ateşi defedemeyecekleri ve hiçbir yardım da göremeyecekleri zamanı. ﴿39﴾

Verse 40

Hatta o gün, onlara birdenbire geliverecek de şaşırtacak onları ve onu reddetmeye güçleri yetmeyeceği gibi mühlet de verilmeyecek onlara. ﴿40﴾

Verse 41

Andolsun ki senden önceki peygamberlerle de alay edilmiştir de onlarla alayları yüzünden alay ettikleri azaba uğrayıvermişlerdir. ﴿41﴾

Verse 42

De ki: Kim koruyabilir rahmandan sizi geceleyin ve gündüzün? Fakat onlar, Rablerini anmaktan yüz çevirirler. ﴿42﴾

Verse 43

Onların, azabımızı kendilerinden menedecek bir mabutları mı var yoksa? O mabutların, ne kendilerine yardım etmeye güçleri yeter, ne de bizden bir yardım görür kafirler. ﴿43﴾

Verse 44

Hatta biz, onların da, atalarının da ömürlerini uzattık, ömürleri boyunca onları geçindirdik, fakat görmezler mi ki yerlerine, yurtlarına girip hakim oldukları yerleri daraltıp azaltmadayız; hala onlar mı üstün olanlar? ﴿44﴾

Verse 45

De ki: Ben sizi vahiyle korkutup duruyorum ancak, fakat sağırlar, korkutuldukları zaman da kendilerini davet edenin sözünü duymazlar. ﴿45﴾

Verse 46

Fakat onlara Rabbinin azabından bir koku bile esse derhal eyvahlar olsun bize derler gerçekten de biz zalimdik. ﴿46﴾

Verse 47

Kıyamet günü, adalet terazilerini kuracağız, hiçbir kimse hiçbir şeyde haksızlığa uğramıyacak, hatta hardal tanesi ağırlığında bir işin bile karşılığını vereceğiz, bizim hesap görüşümüz yeter. ﴿47﴾

Verse 48

Ve andolsun ki Musa'ya ve Harun'a, hakkı batıldan ayıran ve çekinenlere ışık ve öğüt olan kitabı verdik. ﴿48﴾

Verse 49

O çekinenler, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyametten ürküp titrerler. ﴿49﴾

Verse 50

Ve bu da kutlu Kur'an'dır, bunu da indirdik; inkar mı edeceksiniz onu? ﴿50﴾

Verse 51

Andolsun ki daha önce İbrahim'e onu doğru yola sevkedecek delilleri vermiştik ve onun, buna ehil olduğunu da biliyorduk. ﴿51﴾

Verse 52

Hani atasına ve kavmine, nedir bu tapıp durduğunuz heykeller demişti. ﴿52﴾

Verse 53

Biz dediler, atalarımızı bunlara tapıyor bulduk. ﴿53﴾

Verse 54

O da andolsun ki demişti, siz de apaçık bir sapıklık içindesiniz, atalarınız da. ﴿54﴾

Verse 55

Onlar, bize bir gerçekle mi geldin demişlerdi, yoksa oyun oynayanlardan mısın? ﴿55﴾

Verse 56

O, hayır demişti, Rabbiniz, göklerin ve yeryüzünün Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de bu söze tanık olanlardanım. ﴿56﴾

Verse 57

Ve andolsun Allah'a ki siz dönüp gittikten sonra ben, onlara yapacağımı yapacağım. ﴿57﴾

Verse 58

Onları paramparça etti, yalnız, ona baş vursunlar diye büyüklerini bıraktı. ﴿58﴾

Verse 59

Mabutlarımıza kim yaptı bu işi dediler, şüphe yok ki o gerçekten de zalimlerden. ﴿59﴾

Verse 60

Bir genç duymuştuk dediler, İbrahim deniyordu adına, onlardan bahsediyordu. ﴿60﴾

Verse 61

Öyleyse dediler, onu halkın gözü önüne getirin de söylediği söze tanıklıkta bulunsunlar. ﴿61﴾

Verse 62

Ey İbrahim dediler, bu işi sen mi yaptın mabutlarımıza? ﴿62﴾

Verse 63

O, belki de şu put yapmıştır bu işi dedi, büyükleri bu, söyliyebilirse sorun ona. ﴿63﴾

Verse 64

Birbirlerine dönüp de gerçekten de zalimsiniz siz dediler. ﴿64﴾

Verse 65

Sonra başlarını eğdiler ve andolsun ki dediler, sen de bunların konuşmadığını bilirsin. ﴿65﴾

Verse 66

İbrahim, peki dedi, öyleyse Allah'ı bırakıp da ne diye tapıyorsunuz size ne bir faydası dokunan, ne bir zararı gelen şeylere? ﴿66﴾

Verse 67

Yuh size de, Allah'ı bırakıp taptığınız şeylere de; akıl etmez misiniz ki? ﴿67﴾

Verse 68

Bir şey yapacaksanız dediler, yakın onu da mabutlarınıza yardım edin. ﴿68﴾

Verse 69

Ey ateş dedik, soğu İbrahim'e karşı ve bir zarar verme ona. ﴿69﴾

Verse 70

Onlar, İbrahim'e bir düzen kurmak istedilerse de biz, onları en büyük bir ziyana uğrattık. ﴿70﴾

Verse 71

Onu da, Lut'u da kurtarıp alemlere kutlu ettiğimiz yere ulaştırdık. ﴿71﴾

Verse 72

Ve ona İshak'ı verdik, Yakup'u da istemeden ihsan ettik ve hepsini de temiz ve iyi kişiler kıldık. ﴿72﴾

Verse 73

Onları öyle rehberler ettik ki emrimizle halkı doğru yola sevk ederler ve onlara hayırlı işleri, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik ve onlar, bize ibadet eden kişilerdi. ﴿73﴾

Verse 74

Ve Lut'a da peygamberlik ve bilgi verdik ve halkı, kötü işlerde bulunan şehirden kurtardık onu; gerçekten de onlar, kötü ve buyruktan çıkmış bir topluluktu. ﴿74﴾

Verse 75

Ve rahmetimize ithal ettik onu; gerçekten de temiz kişilerdendi o. ﴿75﴾

Verse 76

Ve Nuh da bundan önce hani nida etmişti de duasını kabul etmiştik, onu ve ailesini, yürekleri bile yakan pek büyük bir dertten kurtarmıştık. ﴿76﴾

Verse 77

Ve delillerimizi yalanlayan bir topluluğa karşı yardım etmiştik ona; gerçekten de kötü bir topluluktu onlar ve bu yüzden hepsini de sulara boğmuştuk. ﴿77﴾

Verse 78

Davud'la Süleyman da, hani bir topluluğun koyunları, geceleyin birisinin tarlasına yayılmış, harap etmişti de bu hususta hüküm vermişlerdi ve biz de hükümlerine tanık olmuştuk. ﴿78﴾

Verse 79

O hükmü, biz anlatmıştık Süleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik ve beraberce Tanrıyı tenzih etmek için dağları ve kuşları, Davud'a ram ettik ve bunları yaptık, gücümüz yeter yapmaya. ﴿79﴾

Verse 80

Ve ona, sizi savaşlarda koruması için zırh yapma sanatını öğrettik, hala mı şükretmezsiniz? ﴿80﴾

Verse 81

Ve Süleyman'a kasırga gibi esen rüzgarı ram ettik, emriyle, kutladığımız yere esip giderdi ve biz her şeyi biliriz. ﴿81﴾

Verse 82

Ve Şeytanlardan, onun için denize dalıp ona mücevherat çıkaranlar ve bundan başka daha ayrı işler yapanlar da vardı ve biz de onları korurduk. ﴿82﴾

Verse 83

Ve Eyyub da hani Rabbine nida etmişti de gerçekten demişti, bana zarar dokundu ve sen, merhametlilerin en merhametlisisin. ﴿83﴾

Verse 84

Derken duasını kabul ettik de ne zarara uğradıysa giderdik ve katımızdan rahmet ve ibadet edenlere ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber daha da bir mislini verdik. ﴿84﴾

Verse 85

Ve İsmail de, İdris de, ZülKifl de, hepsi de sabredenlerdendi. ﴿85﴾

Verse 86

Ve onları rahmetimize ithal ettik; gerçekten de temiz kişilerdendi onlar. ﴿86﴾

Verse 87

Ve Zünnun da hani öfkelenip gitmişti de sanmıştı ki bizim gücümüz yetmeyecek ona; derken karanlıklarda nida ederek gerçekten de senden başka yoktur tapacak, tenzih ederim seni ve şüphe yok ki ben, zalimlerden oldum demişti. ﴿87﴾

Verse 88

Derken duasını kabul etmiştik onun ve gamdan kurtarmıştık onu ve böyle kurtarırız insanları. ﴿88﴾

Verse 89

Ve hani Zekeriyya da Rabbine nida etmiş ve Rabbim demişti, beni yalnız bırakma ve sensin mirasçıların en hayırlısı. ﴿89﴾

Verse 90

Derken duasını kabul etmiştik onun ve ona Yahya'yı vermiştik ve karısının kısırlığını gidermiştik, doğurmaya kabiliyet vermiştik. Onlar, hayırlı işlerde koşuşurlar, yarışırlar ve umarak, korkarak bize dua ederlerdi ve onlar, bize karşı gönül alçaklığı gösterirlerdi. ﴿90﴾

Verse 91

Hani, bir de ırzını koruyan o kız vardı, onu da an; biz, ona ruhumuzdan üflemiştik ve onu ve oğlunu, alemlere bir delil yapmıştık. ﴿91﴾

Verse 92

Hiç şüphe yok ki bir tek ümmetsiniz siz ve ben Rabbinizim, bana kulluk edin. ﴿92﴾

Verse 93

Dine ait işlerinde, kendi aralarında bölükbölük oldu onlar ve hepsi de dönüp bizim tapımıza gelecek. ﴿93﴾

Verse 94

İnanarak iyi işlerde bulunanların çalışmaları, inkar edilmez ve biz, şüphe yok ki onları yazmadayız. ﴿94﴾

Verse 95

Helak ettiğimiz bir şehir halkının, dönüp bizim tapımıza gelmemesine imkan yok. ﴿95﴾

Verse 96

Sonunda Ye'cüc ve Me'cuc'un seti açılınca ve onlar, her tepeden yeryüzüne saldırınca. ﴿96﴾

Verse 97

Ve gerçek vait yaklaşınca işte o zaman kafir olanlar, gözlerini dikip kalacaklar ve yazıklar olsun bize diyecekler, bundan gafildik, hatta zalimdik biz. ﴿97﴾

Verse 98

Şüphe yok ki siz de, Allah'ı bırakıp taptıklarınız da cehennem odunusunuz, siz, oraya gireceksiniz. ﴿98﴾

Verse 99

Şunlar, mabud olsalardı oraya uğramazlardı, halbuki hepsi de orada ebedidir. ﴿99﴾

Verse 100

Orada şiddetle inleyerek nefes alacak onlar ve onlar, orada hiçbir şey duymayacaklar. ﴿100﴾

Verse 101

Fakat kendilerine, tarafımızdan güzel bir vaitte bulunulan, haklarında iyilik takdir edilen kimseler, oradan uzaklaşmışlardır. ﴿101﴾

Verse 102

Orasının en hafif bir sesini bilmezduymaz onlar ve canlarının dilediği, arzuladığı şeylerin içinde ebedidir onlar. ﴿102﴾

Verse 103

O en büyük korku, onları hüzünlendirmez ve melekler, onları karşılarlar da işte derler, size vaadedilen gün, bugün. ﴿103﴾

Verse 104

Biz o gün göğü, kitap sahifelerini dürüp büker gibi dürüp bükeceğiz; önce nasıl yaratmaya başladıysak tekrar yaratacağız, bu, vaadimizdir bizim ve gerçekten de yapacağız bunu, gücümüz yeter yapmaya. ﴿104﴾

Verse 105

Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Şüphe yok ki yeryüzü, temiz kullarıma miras kalır. ﴿105﴾

Verse 106

Şüphe yok ki bu, kullukta bulunan topluluğa bir tebliğdir. ﴿106﴾

Verse 107

Ve biz seni, ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. ﴿107﴾

Verse 108

De ki: Bana, mabudumuzun, bir tek mabut olduğu vahyedildi ancak, Müslüman oluyor musunuz siz de? ﴿108﴾

Verse 109

Eğer yüz çevirirlerse de ki: Aynı tarzda hepinize de bildirdim ve size vaadedilen yakında mı olacak, uzak bir zamanda mı, onu bilmem ben. ﴿109﴾

Verse 110

Şüphe yok ki o, açık konuşulan sözü de bilir, gizlediğiniz sözü de. ﴿110﴾

Verse 111

Ve bildirdiğim, sizi bir sınama ve bir zamana dek geçindirme de olabilir, onu da bilmem ben. ﴿111﴾

Verse 112

Dedi ki: Rabbim, gerçek olarak hükmet ve Rabbimiz olan rahmanın yardımını dileriz onun hakkında söylediğiniz aslı olmayan sözler yüzünden. ﴿112﴾

Al-Anbiyaa

ترجمة المعاني أو النقل الصوتي بحسب السجلات الموجودة، لا يُغني عن النص القرآني العربي.

Baskı ve kaynak

النصوص والروايات والبيانات كما حُفظت في قاعدة الموقع، دون تعديل الرسم أو التشكيل أو نسبة الترجمات إلى النص العربي. راجع طبعة المصحف الأصلية عند المقابلة.

Bu sayfayı paylaş